Enerji Sistemleri Mühendisliği Öğrencisi Olmak: Sorular, Kaygılar ve Deneyimler
- eladogan810
- 10 Şub
- 6 dakikada okunur

Üniversiteye başladığım günden beri aklımda hep aynı sorular dönüp duruyor:“Tamam, mühendis olmak istiyorum. Bölümümden eminim ama bu okulu bitirebilecek miyim? Mezun olunca iş bulabilecek miyim? Binlerce işsiz mühendis varken ben gerçekten farklı olabilecek miyim?”Aslında hepimizin aklında yok mu bu sorular?
İşte tam da bu noktada bir şeyler yapmak istedim. Benim gibi düşünen, benim gibi kaygılanan Enerji Sistemleri Mühendisliği öğrencilerine yalnız olmadıklarını hissettirebilmek için bu blog sayfasını açtım. Amacım; belli süreçleri yaşamış ESM öğrencilerinin, sektörde farklı alanlarda ve farklı ülkelerde çalışan mühendislerin, yenilenebilir enerji sektöründe yer alan isimlerin yolculuklarını görünür kılmak.
Bu blogta; onların hangi yollardan geçtiğini, neleri keşke daha önce bilseydik dediklerini, bize neler tavsiye ettiklerini okuyacaksınız. Henüz çıkmadığımız bu yolda onlar neler öğrendi, hangi hataları yaptı, hangi adımlar onları bugüne getirdi? Hep birlikte kafamızdaki soru işaretlerini biraz olsun azaltabilmek için bu röportajları yapıyoruz.
Bugün ise bu yolculuğun ilk konuğu olarak, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Sezin Sevi ile yaptığım röportajı paylaşmaktan büyük bir gurur duyuyorum. Sezin; üniversitemizin Enerji ve İnovasyon Topluluğu başkan yardımcısı ve aynı zamanda IEEE PES başkanı
Sezin, üniversiteye başladığım günden beri yolunu merakla takip ettiğim ve kendime örnek aldığım isimlerden biri. Birinci sınıftan itibaren attığı adımlar, bu bölümde gerçekten emek verenlerin nasıl fark yaratabildiğini bana gösteren en güzel örneklerden. Kendini geliştirmek için çok çalışan, sorumluluk almaktan çekinmeyen ve mühendisliğe giden bu uzun yolculukta bizlere ilham olabilecek bir isim.
Bakalım sevgili Sezin, hepimizin kafasında dönen bu sorulara nasıl cevaplar vermiş.
Enerji Sistemleri Mühendisliği bölümünü tercih etme sürecin nasıl gelişti? Bu bölümü seçerken beklentilerin nelerdi?
Aslında Enerji Sistemleri Mühendisliği ile yolumun kesişmesi, sınav döneminin o son düzlüğünde oldu. Mühendislik okumayı hep istiyordum ancak her yıl on binlerce mezun veren, artık doyuma ulaşmış alanlar konusunda ciddi kararsızlıklarım vardı. Tam bu noktada ablamın bu bölümü önermesiyle araştırmaya başladım ve araştırdıkça taşlar yerine oturdu. Sürekli görüp geçtiğimiz rüzgar türbinlerini, binaların üzerindeki güneş panellerini ya da devasa santralleri herkes görüyor ama kimse bu sistemlerin mutfağındaki o “gizli kahramanların” kim olduğunu tam olarak bilmiyor. İşte bu farkındalık benim dönüm noktam oldu. Sadece bir mühendis olmayı değil, sürdürülebilir bir geleceği inşa eden o kişilerden biri olmayı hedefledim. Bölüme girerken en büyük motivasyonum, insanların her gün gördüğü bu teknolojilerin arkasındaki emeği ve mühendislik vizyonunu görünür kılmaktı.
Bölüme başladıktan sonra beklentilerinle gerçekler ne kadar örtüştü?Seni en çok şaşırtan şey ne oldu?
Beklentilerim ve gerçek hayat büyük ölçüde örtüştü ancak beni ve ekibimi hem şaşırtan hem de oldukça yoran bir gerçekle yüzleştik. En büyük hayalim, mesleğimizin ismini bile bilmeyen insanlara “görünmezi görünür kılacak” bir ortam bulmaktı. Ancak bölüme geldiğimde, bizi kapsayan bir topluluğun olmadığını, hatta üniversitedeki diğer oluşumlarda bile adımızın geçmediğini gördüm. Aynı kampüsü paylaştığımız arkadaşlarımızın bile bizden habersiz olması, büyük hayallerle gelen bir birinci sınıf öğrencisi için başta hayal kırıklığıydı. Fakat bu durum bizi durdurmak yerine kamçıladı. Benimle aynı vizyona sahip ekip arkadaşlarımla bir araya gelerek önce kendi topluluğumuzu kurduk, ardından diğer topluluklarda aktif roller aldık. Sıfırdan bir düzen kurmak, gelenekselleşen büyük etkinliklere ve projelere imza atmak gerçekten çok zordu ama değdi. Bugün geldiğimiz noktada, mesleki olarak hem üniversitemizde hem de çevremizde ne yaptığı bilinen, tanınan ve saygı duyulan bir konumdayız.
Şu ana kadar aldığın dersler içinde, “iş hayatında gerçekten karşılığı olur” dediğin dersler hangileri?
İş hayatında gerçek bir karşılığı olduğunu düşündüğüm derslerin başında kesinlikle Termodinamik ile Isı ve Kütle Transferi geliyor. Öğrencilik yıllarında bu dersler ne kadar zor ve bıktırıcı görünse de aslında mesleğimizin anayasası niteliğindeler; açıkçası bu temel prensipleri özümsemeden “mühendis” olabilmeyi düşünemiyorum. Aynı şekilde Akışkanlar Mekaniği de bu süreçlerin ayrılmaz bir parçası ve en az onlar kadar değerli. Bu temel mühendislik derslerinin yanı sıra, bu sene aldığım Jeotermal Enerji seçmeli dersi bana bir santrali tüm bileşenleriyle, en ince detayına kadar öğrenme fırsatı sundu. Bu eğitimin bana kattığı vizyon sayesinde, bugün bir jeotermal santraline adım attığımda yabancılık çekebileceğim herhangi bir mekanizma olmadığına eminim. Teorik altyapıyı bu tarz spesifik saha bilgileriyle birleştirmek, mezuniyet sonrası sektöre adım atarken bana büyük bir özgüven sağlıyor.
Sence bölümde eksik kalan veya daha fazla ağırlık verilmesi gereken konular neler?
Bölümümüzün ders çeşitliliği aslında oldukça tatmin edici; ancak bu içeriklerin işleniş biçiminin sektörel güncellikle daha fazla desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Teorik bilgi ile saha uygulamaları arasındaki bağ ne kadar güçlü kurulursa, bizler için o kadar verimli olur. Buna ek olarak, okulun staj süreçlerindeki yaklaşımı bence ciddi bir değişim gerektiriyor. Stajların sadece kağıt üzerinde bir prosedür veya zorunlu bir “evrak işi” gibi görülmesi biz öğrenciler için büyük bir kayıp. Okulun, öğrencilerin nitelikli yerlerde staj yapmasını teşvik edecek iş birlikleri kurması ve stajın verimliliğini gerçek anlamda denetlemesi gerekiyor. Mühendislik eğitimi, sadece sınıflarda değil, okulun organize ettiği doğru staj imkanlarıyla sahada tamamlanmalıdır.
Bir Enerji Sistemleri Mühendisliği öğrencisi olarak, mezuniyet sonrası en büyük
endişen ne?
Her ne kadar öğrencilik hayatım boyunca hem akademik hem de topluluk faaliyetleriyle özgeçmişimi güçlü tutmak için büyük bir çaba sarf etsem de, benim de en büyük endişem bu emeğin karşılığında işsizlik gerçeğiyle ya da beklentilerimin çok altındaki şartları kabul etmek zorunda kalma ihtimaliyle karşılaşmak. Sonuçta her birimiz uykusuz geceleri ve verdiğimiz onca emeği; sadece bir diploma sahibi olmak için değil, nitelikli şartlarda çalışabilmek ve emeğimizin karşılığını alabildiğimiz hayat için yapıyoruz.
Yenilenebilir enerji alanında kendini en yakın hissettiğin alan hangisi ve neden?
Aslında kendimi en yakın hissettiğim alan başından beri rüzgar enerjisi. Bugüne kadar bunun üzerine çok düşünmemiştim ama sanırım beni bu alana çeken şey, karakterimdeki aksiyon ve macera tutkusu. Her zaman yüksekleri, alışılmışın dışındaki aktiviteleri ve hareketli bir hayatı sevdim. Galiba rüzgar türbinlerinin o devasa büyüklüğü ve bir gün o türbinin en tepesine çıkma fikri beni bu alana iten en büyük güç oldu. Mühendisliği sadece masa başında değil, o aksiyonun tam merkezinde, rüzgarın en sert estiği noktada yapmak istiyorum. Bu tutku, teknik bilgimle birleştiğinde rüzgar enerjisini benim için sadece bir iş değil, bir yaşam tarzı haline getiriyor.
Üniversite sürecinde seni mesleki olarak en çok geliştiren şey ne oldu?
Beni öğrencilik sürecimde geliştiren tek bir olay ya da ders olmadı. Asıl gelişimimin, bir yerde öğrendiğim bilgiyi veya kazandığım beceriyi başka bir alana aktarabilme yeteneğimle şekillendiğini düşünüyorum. Aslında her şey benim için birbirini besleyen bir zincirin halkaları gibiydi. Örneğin topluluklardaki başkanlık ve başkan yardımcılığı görevlerim bana ekip koordinasyonunu, sorumluluk almayı ve profesyonel iletişimi öğretti. Bu beceriler, stajımda şeflerimle doğru bir iletişim kurmamı ve onların güvenini kazanmamı sağladı. O güven sayesinde sadece ofiste değil; her arıza anında, sahada, en ön saftaydım. Türbini, eşanjörü, kompresörü ve sayısız mekanizmayı yerinde inceleme fırsatı buldum. Sahada kazandığım bu teknik birikim ise dahil olduğum proje ekibinde her şeye sıfırdan başlamamı engelleyerek beni birkaç adım öne taşıdı. Aslında her deneyim bir sonraki başarının anahtarı oldu.
Mezun olduktan sonra Türkiye’de mi yoksa yurt dışında mı çalışmayı düşünüyorsun?
Bu konu henüz üzerinde net bir karar verebildiğim bir nokta değil; çünkü zihnim ve kalbim arasında çok ince bir denge var. Bir mühendis olarak, sadece ekonomik nedenlerin dışında, hızla gelişen teknolojiyi yerinde takip edebilmek adına mutlaka bir yurt dışı bağımızın olması gerektiğine inanıyorum. Küresel vizyona sahip olmayan bir mühendisliğin eksik kalacağını düşünüyorum. Ancak öte yandan çok duygusal bir yapım var ve ülkeme fazla bağlıyım. Bu bağ beni burada kalmaya ve ülkem için en iyisini yapmaya itiyor. Sanırım benim için en ideal senaryo; Türkiye merkezli olup yurt dışı bağlantıları çok güçlü olan bir yapıda yer almak. Böylece hem dünyadaki teknolojik dönüşümün merkezinde kalabilir hem de ürettiğim katma değeri kendi ülkeme sunabilirim.
Bugün bölüme yeni başlayacak bir öğrenciye, “bunu mutlaka erken dönemde yap” diyeceğin bir şey var mı?
Klasik bir tavsiye gibi gelebilir ama akıcı İngilizce konuşmanın önemini, ancak 3. sınıfta staj ve iş mülakatlarına girdiğinizde tam anlamıyla kavrıyorsunuz. Teknik bilginiz ne kadar iyi olursa olsun, onu küresel dilde ifade edemediğinizde kapılar biraz daha zor açılıyor. Bunun yanı sıra, akademik ortalamanın her şey olmadığını yaşayarak gördüm. Elbette dersler önemli ama çoğu şirket artık sadece notlarınıza bakmıyor; topluluklarda üstlendiğiniz rollere, kazandığınız yetkinliklere, aldığınız sertifikalara ve proaktif duruşunuza odaklanıyor. Geç olmadan sosyal ve teknik becerilerinizi çeşitlendirmeniz, sadece ders çalışmak yerine “mühendislik kimliği” inşa etmeniz iş hayatına girişte en büyük anahtarınız olacaktır.
Yenilenebilir enerji sektöründe çalışmayı hedefleyen bir öğrenci olarak, Türkiye’de bu alanın geleceğini nasıl görüyorsun?
Bana göre yenilenebilir enerji artık bir tercih değil, bir mecburiyet. İklim krizi ve enerji arzı güvenliği gibi küresel gerçekleri düşündüğümüzde, bu alanın bir geleceği olmaması gibi bir durum söz konusu bile olamaz. Ancak bu dönüşümün hızı, ülkelerin izlediği politikalara, teknolojik altyapılarına ve sağlanan imkanlara bağlı olarak farklılık gösterebilir. Belki bazen gelişim süreci beklediğimizden daha yavaş ilerleyebilir ama her ülke gibi Türkiye’de de bir geleceği olduğuna eminim.
Enerji Sistemleri Mühendisliği öğrencilerinin sesini duyurabilecek olsan, sektör ya da üniversiteler için ne söylemek isterdin?
Aslında söylemek istediğim her şeyi tek bir cümlede özetleyebilirim: “Bize sadece birer sayı, birer ortalama veya sıradan birer mezun olarak değil; geleceği sizinle beraber inşa edecek çözüm ortakları olarak bakın.”
Bu röportaj, Enerji Sistemleri Mühendisliği yolculuğunda yalnız olmadığımızı bir kez daha hatırlattı bana. Hepimizin aklında benzer sorular, benzer kaygılar var. Ama bu soruların cevapsız olmadığını; doğru adımlarla, emekle ve sabırla bu yolun şekillenebileceğini görmek umut verici.
Sezin’in paylaştıkları, bu yolun kolay olmadığını ama mümkün olduğunu gösteriyor. Umarım bu röportaj, benim gibi kafasında soru işaretleri olan herkese küçük de olsa bir ışık olur. Bu yolculukta öğrenmeye, sormaya ve paylaşmaya devam edeceğiz.



Yorumlar